12 Mayıs 2009 tarihinde yayınlanmış, 839 kez okunmuş, yorum bulunmuyor.
Mendel kanunlarının keşfiyle başlayan 20. yüzyıl “Gen Yüzyılı” olarak anılırken, insan genomunun dizi analizinin kabaca deşifre edilmesiyle başlayan 21. yüzyıl “Genom ve Proteom Yüzyılı” olarak anılacak gibi gözüküyor. Genom, organizmanın bir hücresinde bulunan bütün DNA dizisinin bir takımını tarif eder. Genom kendi içinde çekirdek, mitokondri ve kloroplast genomu gibi alt birimlere ayrılır. Genom bilgisinin inşasında kullanılan harflerin sıralanmasındaki mükemmel nizamın açığa çıkarılması, 1953–2000 yılları arasındaki teknolojik ilerlemelerle başarıldı. Geni anlamak ile genomu anlamak arasında çok muazzam bir bilgi farkı, düşünce ve anlayış sıçraması vardır. Çünkü indirgemeci perspektiften kompleks sistemler perspektifine, mekanik analizden sibernetik analize, temel birimler olan genlerden genom adı verdiğimiz bilgi sistemlerindeki aktif ve dinamik düzenlemelere geçilmesi, biyolojide bir devrim kabul edilmelidir. Tespih tanelerine benzer, basit gibi görülen genlerden, bilgilerin sanki şuurluymuşçasına işlendiği, neticenin belirlendiği sistemlere ve küllî bir ilim gerektiren işleyiş mekanizmasının anlaşılmasına kadar geçen sürede büyük emekler verilmiştir. Mutasyona sebep olan fiziko-kimyevî ajanlar veya genomun kopyalanması (replikasyon) sırasında, kader kaleminin hikmetli işleyişindeki farklılıklar (varyasyonlar), perde olarak (ki biz buna yanlış olarak çoğu zaman ‘hata’ diyoruz) mutasyonları ortaya çıkarmaktadır. Bu değişiklikler hücre içinde bir nev’i fıtrî genetik mühendisliği yapılmasına yol açarak, her seviyede ayrı bir âlem olan alt sistemlerin yeniden düzenlenmesine sebep olur. Epigenetik modifikasyonlar olarak isimlendirilen daha üst bir sistemdeki (kromatid ve kromozom hâlindeki genom paketçiklerinin üç boyutlu düzenlenmesi), asla tesadüfî olmayan, küçük faydalı genom mimarisindeki düzenlenmelerin ihtiyaca göre seçilmeleri; onların sınırsız bir ilim ve kudrete perde olduğunu göstermektedir. Günümüzde, mutasyonların ve genom düzenlemelerinin ‘tesadüf’(!) olarak ortaya çıktığı düşüncesinden, bunların iktiran (sebep-netice ve hikmetin birlikte denk düşürülmesi) olarak görülebilecek şekilde, bir plân dâhilinde ortaya çıkarıldığı anlayışına geçiş yaşanmaktadır. »»